İngilizce Konuşmak İstiyorsan:
Konuşma Pratiği Yapmayı Durdur.
Dil öğreniminde en yaygın ve en zararlı mitlerden biri şudur:
“Konuşmak için bol bol konuşma pratiği yapmalıyım.”
Bu yaklaşım, yalnızca pedagojik olarak hatalı değil; aynı zamanda dil edinimi literatürüyle doğrudan çelişmektedir.
Dilbilimci Marvin Brown, Tayland’da yürüttüğü uzun soluklu saha çalışmalarında, vakti gelmeden yapılan zorlamalı konuşma pratiğinin dil edinimini yavaşlattığını ve kalıcı hatalara yol açtığını açıkça ortaya koymuştur. Brown’a göre sorun, pratiğin kendisi değil; zamanlamasıdır.
Neden? Çünkü konuşma bir “girdi” değildir.
Konuşma, dil ediniminin sebebi değil; sonucudur.
Konuştuğunuzda yeni bir dil verisi (input) almazsınız. Sadece mevcut zihinsel dil sisteminizin ne kadarını kullanabildiğinizi test edersiniz.
Bu noktada Stephen Krashen’ın Input Hypothesis’i devreye girer:
Dil, anlaşılabilir girdiye (comprehensible input) maruz kalındığında edinilir. Yani kişi, konuşmaya zorlanmadan önce yeterli miktarda dinleme ve okuma yoluyla dili zihninde inşa etmelidir.
Peki, hiç mi konuşma pratiği yapmayacağız?
Elbette yapacağız.
Ama başlangıçta değil.
Pratik, dili “öğreten” bir araç değildir;
dili zaten edinmiş bir zihnin akıcılığını artıran bir araçtır.
Başlangıç aşamasında, seviyenizi ve hedef dil yeterliliğinizi analiz etmeden “konuşmaya başla” demek, bilimsel açıdan savunulamaz. Bu, öğrenciyi gelişmeye değil; öğrenilmiş çaresizliğe iter.
Doğru sıra nettir:
Önce aylar süren yoğun ve anlaşılabilir dinleme (sessiz periyot)
Sonra kendiliğinden başlayan üretim
En son akıcılığı artırmak için konuşma pratiği
Ortalama olarak, yaklaşık 6 aylık kaliteli bir dinleme periyodundan sonra, kişi kendini zorlamaya gerek kalmadan konuşmaya başlar. Bu konuşma; ezbere, gergin ve yapay değil, doğal ve akıcıdır.
Sonuç
İleri seviye ve akıcı İngilizce konuşmak istiyorsanız, çözüm daha fazla konuşmak değil;
önce zihni doğru girdilerle doldurmaktır.
Pratik, dil ediniminin başlangıcı değil; son aşamasıdır.